8 Kasım 2010 Pazartesi

Islak ve Güzel



Islak hamburger...
Artık 5 kilo aldırdıktan sonra farz oldu zaten onu anlatmak bana.
İlk önce çok önyargılıydım sana karşı; hiçbir şeyin ıslağını sevmeyen ben nasıl ıslak hamburger yiyebilirdim, imkansızdı. Domatesin suyundan ekmek ıslanmasın diye asla domates koydurmazdım ki sandviçlere bile.Bir de böyle hakkında konuşuyorlar yok sarımsaklı falan diye, insanın seveceği varsa bile iğrendiriyorlar.
Ama ben de bir yemeğe önyargılı olmayı kendime ve mideme yakıştıramıyorum, her şeyden tadabilmeliyim, korkmamalıyım diye düşünüyorum; çünkü yemekleri, yemeği seviyorum.
Ve yine bir gün arkadaşlarımın ısrarıyla Bambi’de ilk kez denemiş bulundum. Evet midem falan bulanmadı ama hiç de arayacağım bir lezzet değil diye düşündüm kendi kendime.
Böyle bildiğin ıslak ekmek ama hafif salçalı, içinde de yarı pişmiş bir köfte. Hala gururla sevmiyorum diye devam ediyordum çünkü herkes beni artık pisboğaz gördüğünden sevmediğin ne var ki dediklerinde söyleyecek bir şey bulmuş olmak gurur vericiydi benim için. (Çünkü normalde tipik bir kızın aksine işkembe ve her türlü sakatat ,kokoreç midye…hepsine ölürüm)
Ama bu sevmezliğin kısa süreceğini nerden bilebilirdim. Ta ki bir gün sevmediğimi iddia ettiğim halde bu sefer Kızılkayalar’dan gelen koku karşı konulmaz bir hal alana kadar.
İstiklal’den dönüyordum, karnım çok aç değildi, ama Kızılkayalar beni çağırıyordu o hafif baharatlı sarımsaklı köfte kokusuyla. Gittim bu sefer de buradan denemeliyim dedim.
Ve o hamburgeri elime aldığım andan itibaren gözlerimin mideme verdiği sinyaller bu sefer farklı olacağını söylüyordu, gerçekten de başkaydı.O ıslak bir ekmek değildi bu sefer mesela, sadece soslanmış bir hamur harikasıydı ve öyle bir tat ki o sanki sarımsak var ama yok,baharatlardan kimyon da eşlik ediyor gibi, karabiberi bilemiyorum ekmeğe uğramamış sanki de köftede onunla tanışacağımızın sinyalini vermiş gibi ekmeğine, salçası öyle tatlı ki sanki biber ve domatesten karışık yapılmış gibi. Ondan sonra zaten köftenin o iyi çekilmişliğini belli eden homojen tadı başlıyor, içerisinde tüm baharatları tam ve biz Amerikan değiliz dercesine fast foodların aksine nispeten kalın bir köfte. Onu da rahat rahat hissettiriyor ekmekten sonra. O ekmeği yedikçe dilinin arkalarına doğru mükemmel lezzetini bırakıyor. Ağzının semalarında diğer yudumu heyecanla bekletiyor. Dişlerin de o köfteyi ısırdıkça bitmesin bu lezzet Allah’ım diyor. Ama ne zaman 2. sini yesem ya sosu ilkinden az oluyor ya da köftesi falan pişmemiş denk geliyor o da benim şansıma. (Ya da marjinal fayda azaldığı için asla ilkindeki hazzı vermiyor)
Artık öyle bir bağımlılık yarattı ki, yemeğe giderken siz devam edin ben yetişirim diyerek ıslak hamburgeri önden yiyip yemeğe gider hale geldim(evet bunu yaptım). İstiklal’e her girişimde ve çıkışımda birer kere yemeği de alışkanlık haline getirdikten sonra durumun baya ciddileşti ve ıslak hamburger yüzünden Taksim’e olabildiğince az gitme kararı aldım zaten.

4 Eylül 2010 Cumartesi

Mutfaktan Yatağıma Lezzet Keşfi


Baba evimde güzel bir cumartesi gününe uyandım bugün. Sanki artık benim odam gibi olmayan ama yıllarımı geçirdiğim o tanıdık odada, o pembe barbie’li çocukluk çarşaflarımda, beni bırakmak istemeyen tatlı uykuyla. Odadan hatta yataktan çıkasım da hiç yok çünkü ramazan, yani oruçluyum(elif ve açlık,sonucu hep ilgi çekici olan durum).
Toksam bile güzel şeyler yemeyi adet edinmiş ben hele ki açsam kendimi öyle bir ödüllendirmeliyim ki o midemin o kadar aç kaldığına değmeli. Bazen hafif şeyler çekerken canım uzun açlıkların ardından, bazen de en ağırından böyle bol proteinli karbonhidratlı şeyler çeker. Şöyle bol soğanlı, soğanın o lezzetini dilinin üzerinde hissettiğin, yanında azcık acısını tattığın, birazcık kimyon lezzeti arka planda salçayla tattığın, şöyle suyuna ekmek bandırılacak cinsten bir yemek. Hatta ekmek bandırıp doyamadıysan yanında öyle bir tane tane pilavı da olacak ki; o sulu lezzetli yemegin suyundan nasibini alıp kendi lezzetini katlandıracak cinsten.
Ki bunlar benim olağan aşermelerimdir. Bugün henüz uyanmıştım ki (daha aşermeye vakit olmadan) odama kavrulmuş soğan biber ve üzerine eklenmiş domates kokusu sızdı. Ama bir farkı vardı bu kokunun taze fasulyenin o yeşil lezzetini de içeriyordu o koku, eminim. Hatta hala daha mutfağa gidip anneciğime sormadım, ama biliyorum.
Mutfağa da tembelliğimden gitmiyorum hani, yoksa yemek kokularından korkumdan değil. Çünkü oruçluyken beni en güzel oyalayan şey yemek yapmak, öyle ki ezan okunuyor ben tok hissediyorum, yemeği yaparken doyuyorum sanki. Tabi bir yudum aldıktan sonra o tokluk yalan da! Sonra durdurabilene aşk olsun. Ama nolur durdurun, yoksa halim harap.
Bende gidip yanına şöyle güzel tane tane şehriyeli bir pilav yapsam. O ilk pilav lokmasını ağzına almaya yeltendiğinde daha pilava ulaşmadan o tereyağının kokusunu burnunda hissetsen,ardından da yumuşacık tereyağı tadı senin damağında bir şenlikler yaratsa, bayram yerine dönse damağın. Hatta dediğim gibi ilerleyen lokmalarda da o taze fasulyenin mükemmel suyu pilavı lezzetlendirse yandan yandan. Offffffffffffff! Taze fasulye ve pilav, yeme de na’ap yani!