Çocuklukta pek sevilmezdi, bırakın acısını; çarlistonu bile tarhana çorbasının içinde görmeye dayanamaz ve yemezdik. Biberle ilk tanışıklığım ilkokul 2’de kışın büyük babaannemin bizde kalmasıyla ve bana hazırladığı beslenme çantalarıyla başladı.
İnanılır değil ama iştahsız ve çok zayıf bir çocuktum. Ve o kış biber salçasıyla tanıştım; hani kızarmış köy ekmeğinin üzerine önce tereyağ sürülüp, üstüne de baharatlı,cevizli bir güzel kavrulmuş biber salçası sürülünce enfes olanından.
Okulda herkes kekler,sütler getirirken beslenmesine, ben en Anadolulusundan ekmek arası biber salçası götürürdüm, hem de acılısını da çok sevmeye başlamıştım. Acıyla o günden beri aramız pek sıkı fıkıdır.Baharatlı cevizli mis gibi kokan biber salçası vazgeçilmezim olmuştur hep.
Salçadan sonra ben közlenmiş yeşil biberle aşk yaşamaya başladım,sonra sarımsaklı yoğurtlu közlenmiş kırmızı biber girdi hayatıma.
Hele ki biber zeytinyağıyla tavada kavrulurken; bir zeytinyağlı yemeğin kalbi olmaya hazırlanırken; babamla mutfağa kaçak girip taze ekmeye koyup yemeğe bayılırız o kalbini zeytinyağlının. İçine soğan da girdikten sonraki şölen başka ama biberi bambaşka oluyor yemeğin.
Ardından sarı biberi de keşifle hayatımın biber yanı renklendi tabi ki.
Mesela sadece julyen doğranmış zeytinyağında kavrulmuş yeşil-kırmızı-sarı biberler ve sadece tavuk incik. Karabiberi, kimyonu ve tuzu da kıvamındaysa değmeyin keyfime...
Bir de babannemin ellerinden domatesli biber turşusu;acısından yeme isteğimi bir türlü durduramadığım,kaselerce yediğim,domatesine köy ekmeği bandığım...
Allah'ım şu biber iyi ki var; hepsi iyi ki var da şu biber bir başka!






