25 Şubat 2011 Cuma
Çiğdem Çileklisi
Bir zamanlar benim için tatlı demek çikolata demekti; kakao ya da çikolata içermeyen bir şey benim tatlı gereksinimimi karşılayamazdı. Mesela pasta dediğin çikolatalı olacak derdim, tatlı istediğimde annem meyve ye derse asla kabul edemezdim.
Kim derdi ki bir gün bir Çiğdem Pastanesi çıkacak karşıma da meyveye karşı tüm önyargılarımı silecek diye. Okul ve yurt yolumun üzerinde Sultanahmet’te küçük kendi halinde, şık, nezih bir pastane. Herkes öncelikle çilekli turtasına vurulur vitrinden ve içeri geçer. Ben tabi ki ilk profiterollü pastasını yemiştim,bayılmıştım.
Ama bir gün arkadaşımın ısrarıyla çilekli turtasını denedim ki; ne böyle bir krema, ne böyle bir turta, ne de böyle güzel çilek uyumunu daha önce tatmamıştım. Bi kere kreması muhallebi gibi bir şey, ama muhallebiden daha hafif, krema denen şeyden daha tok bir lezzet. İnsan yerken kendinden geçesi geliyor; krema tam ağır gelecek derken turtası dağılarak kremanın aralarına karışıp krema yoğunluğunu dengeliyor; e bu çok tatlı, kuru oldu derken çilek yetişiverip taze bir hafiflik katıyor o yoğunluğa. Ve en önemlisi (herkese bu turtayı yedirirken bu şekilde yemelerini tavsiye ederim) ; aynı çatalda kremayı, çileği ve turtayı bir arada ağza götürmektir bana göre. Ki ben tane tane değil, bir arada yemeği severim. (Zaten tane tane onların lezzetlerini biliyoruz, o yemeği yapmamızın sebebi “bakalım bir arada nasıl oluyorlar” dır bence.)
Çiğdem Pastanesi bizim için öncelikle çilekli turtadır fakat sabahları taze fırından çıkmış tereyağlı su böreği de asla yabana atılamaz. Hele ki bir frambuazlı ıslak keki var ki ondan ayrıca bahsetmek istiyorum.
Teşekkürler Çiğdem iyi ki varsın; çilekli turtanla, su böreğinle, profiterollü pastanla, frambuazlı ıslak kekinle ve bizi eski İstanbul’a götüren “Pera” kokan müziklerinle.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder